THULE CEMİYETİ
NAZİZM”İN DOĞUŞU
Türkiye’ye ve Günümüze tesiri.
Thule Cemiyeti (Thule-Gesellschaft) ve bu cemiyetin kurucusu
olan Rudolf von Sebottendorf konusunda ki araştırma;
Thule Cemiyeti
ve İstanbul Bağlantısı Thule
Cemiyeti, Nazi Partisi'nin (NSDAP) ideolojik köklerini oluşturan ezoterik ve
okültist bir örgüttür. Bu yapının İstanbul ile doğrudan ve çok güçlü bir bağı
vardır, çünkü kurucusu Rudolf von Sebottendorf, cemiyetin temelini
oluşturan fikirleri büyük oranda İstanbul'da kaldığı yıllarda geliştirmiştir.
- Sebottendorf'un İstanbul
Yılları:
Cemiyetin kurucusu Sebottendorf, 1900'lü yılların başında İstanbul'da
yaşamıştır. Burada Bektaşilik, Masonluk ve İslam ezoterizmi üzerine
çalışmalar yapmış, bu öğretileri Cermen mitolojisiyle birleştirerek
Thule'nin ideolojik altyapısını kurmuştur.
- Türk Vatandaşlığı: İlginç bir bilgi olarak
Sebottendorf, 1911 yılında bir Türk asilzadesi tarafından evlat edinilmiş
ve Türk vatandaşlığına geçmiştir.
- Nazizm ile İlişkisi: Thule Cemiyeti, Adolf
Hitler'in de üyesi olduğu (veya yakından etkileşimde bulunduğu) Alman İşçi
Partisi'nin kurulmasında kilit rol oynamıştır. Hitler'in meşhur gamalı haç
(Swastika) sembolü de Thule Cemiyeti tarafından kullanılan bir semboldür.
İstanbul'daki
Diğer Yapılar O dönemde
İstanbul'da Nazi ideolojisiyle bağlantılı aktif olan diğer oluşumlar ise
şunlardır:
- Tötonya Kulübü (Teutonia): Beyoğlu'nda bulunan bu
kulüp, o yıllarda İstanbul'daki Alman topluluğunun merkeziydi ve Nazi
döneminde propaganda faaliyetleri için bir üs olarak kullanılmıştır.
- NSDAP İstanbul İl Örgütü: İkinci Dünya Savaşı
yıllarında İstanbul'da resmi bir Nazi Partisi teşkilatı bulunmaktaydı. Bu
örgüt, şehirdeki Alman okulları ve kütüphaneleri (örneğin Kalis
Kütüphanesi) üzerinden faaliyetlerini yürütmekteydi.
Thule
Cemiyeti'nin ideolojik yapısı ve bu yapının Türkiye ile olan derin bağlarına
dair karşıma çıkan bilgiler.
Özellikle Rudolf von Sebottendorf'un İstanbul'daki somut faaliyetleri ve
bu faaliyetlerin bıraktığı izler bana çok enteresan geldi
Sebottendorf’un İstanbul’daki Okült Çalışmaları
Sebottendorf, 1900-1913 yılları
arasında İstanbul'da sadece yaşamakla kalmamış, Thule'nin temelini oluşturacak
olan "Simya" ve "Ezoterizm" sentezini burada kurgulamıştır.
- Bektaşi ve Mevlevi Etkisi: Sebottendorf,
Anadolu'daki tasavvuf ekollerini inceleyerek buradaki "insan-ı
kâmil" (olgun insan) anlayışını, kendi "üstün Aryan insanı"
teorisine uyarlamaya çalışmıştır. Ona göre Türklerin kadim gelenekleri,
kayıp kıta Thule'den gelen kadim bilgeliğin bozulmamış bir parçasıydı.
- Beşeriyet Dergisi: Sebottendorf, 1934
yılında İstanbul'da "Beşeriyet" adlı bir dergi çıkarmıştır. Bu
dergi, görünüşte spiritüalizm ve gizli bilimlerden bahsetse de, aslında
Thule ideolojisinin Türk entelektüel dünyasına sızma girişimiydi. Dergide
Masonluk, Gül-Haç şövalyeleri ve antik kadim bilgiler harmanlanarak
sunuluyordu.
Thule İdeolojisinin Türk Tarih ile yaptığı
karşılaştırmalar çok dikkat çekici.
1930'lu yıllarda Türkiye'de
yükselen milliyetçilik ve tarih araştırmaları, Thule üyeleri tarafından bir
fırsat olarak görülmüştür.
- Güneş Dil Teorisi ve Mu
Kıtası: Thule
çevresi, Türklerin Orta Asya'dan dünyaya medeniyet yaydığı fikrini (Türk
Tarih Tezi), kendi "Aryanların medeniyet yayması"
fikriyle birleştirmeye çalışmıştır. James Churchward'un Mu Kıtası
kitaplarının o dönemde Türkçe'ye çevrilmesi ve Atatürk'ün bu konuya ilgi
göstermesi, Nazi ideologları tarafından "Türkler aslında bizimle aynı
kökten (Aryan) geliyor" şeklinde bir propaganda malzemesi yapılmak
istenmiştir.
- Antropolojik Tuzak: Nazi Almanyası,
Türkiye'deki bazı kafatası ölçümü ve antropoloji çalışmalarını
destekleyerek, Türklerin "brakisefal" (alp tipi) kafatası
yapısının Aryan ırkına dahil olduğunu kanıtlama çabasına girmiştir. Amaç,
Türkiye'yi ideolojik olarak Almanya'nın yanına çekmekti.
Bugünün "Yeni Nesil" Thule Etkileri gözlediğimde
karşıma çıkanlar.
Thule'nin o dönemde ektiği
"seçilmişlik" ve "gizli üstün güç" tohumları, bugün modern
dünyada farklı maskelerle karşımıza çıkmaktadır:
- Mistik Milliyetçilik: Milliyetçiliğin rasyonel
ve vatanseverlik temelinden koparılıp; doğaüstü güçler, kadim sırlar ve
ezoterik bir "kader" inancına bağlanması, Thule'nin kullandığı
yöntemin aynısıdır.
- Toplum Mühendisliğinde
Sembol Kullanımı: Thule,
Swastika (Gamalı Haç) gibi kadim sembolleri siyasi bir kimliğe
dönüştürmüştü. Bugün de bazı siyasi ve sosyal akımlar, kadim sembolleri (Rünler,
tamgalar) gerçek bağlamından koparıp kitleleri mobilize etmek için
kullanmaktadır.
- Halkın "Gizli
Bilgi" Açlığı: Halkın
bilimsel gerçekler yerine "saklanan tarih", "gizli
dünya düzeni" veya "enerji kapıları" gibi
konulara yönlendirilmesi, kitlelerin rasyonel siyasetten uzaklaşmasına
neden olmaktadır. Bu durum, toplumun manipülasyona açık hale gelmesine yol
açar.
Thule Cemiyet’inin
Türkiye Cumhuriyeti’nde ki hedefi neydi.
Thule Cemiyeti
(Thule-Gesellschaft), görünüşte bir edebiyat ve soyluluk topluluğu gibi dursa
da, aslında nasyonal sosyalizmin (Nazizmin) ruhani ve ideolojik temelini atan
gizli bir örgüttür.
Kuruluş amaçları ve Türkiye
Cumhuriyeti üzerindeki hedefleri şu başlıklarla topladım;
Kuruluş Gayesi
ve Niyeti Thule Cemiyeti'nin temel
amacı, Alman milletinin kökenlerini "üstün bir ırka"
dayandırmak ve bu ırkın dünya egemenliğini sağlamaktır.
- Aryan Irkı Teorisi: Kayıp bir kıta olduğuna
inandıkları "Thule" (Ultima Thule) adasından geldiklerini iddia
ettikleri Aryan ırkının saflığını korumayı hedeflemişlerdir.
- Ezoterik ve Okültizm: Cemiyet, antik rün
yazıları, astroloji ve gizli bilimleri kullanarak siyasi bir güç
devşirmeyi amaçlamıştır.
- Yahudi Karşıtlığı: Nazizmin temelini
oluşturan sert Yahudi karşıtı (antisemitik) fikirler bu cemiyet içerisinde
olgunlaşmıştır.
- Adolf Hitler ile Bağlantı: Cemiyetin üyeleri, Alman
İşçi Partisi'ni (DAP) kurmuş, bu parti daha sonra Hitler'in liderliğindeki
NSDAP'ye (Nazi Partisi) dönüşmüştür. Gamalı haç (Swastika) sembolü de bu
cemiyetten partiye miras kalmıştır.
Türkiye
Cumhuriyeti ile ilgili Hedefleri .
Thule Cemiyeti'nin Türkiye
üzerindeki ilgisi, kurucusu Rudolf von Sebottendorf'un İstanbul geçmişine
dayanır.
Ancak Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonraki hedefleri daha çok stratejik ve
ideolojik bir yayılma üzerinedir:
- Ortak Düşman Stratejisi: Nazi Almanyası ve Thule
kökenli ideologlar, Türkiye'yi Sovyet Rusya'ya karşı bir tampon bölge ve
müttefik olarak kazanmak istemişlerdir.
- Pantürkizm ve Turancılık
İstismarı:
Cemiyetin bazı üyeleri, Türklerin Orta Asya kökenleri ile kendi Aryan
teorileri arasında sahte bağlar kurmaya çalışarak Türkiye'deki milliyetçi
akımları Nazi çizgisine çekmeyi hedeflemişlerdir.
- Ezoterik Bağ Kurma Çabası: Sebottendorf, Türk
mistisizmi ve Bektaşilik gibi öğretileri "Aryan bilgeliğinin"
bir parçası gibi göstermeye çalışarak Türkiye'de bir entelektüel zemin
oluşturmak istemiştir.
- Casusluk ve Propaganda: 1930'lu ve 40'lı yıllarda
İstanbul ve Ankara'da kurulan Alman kültür merkezleri aracılığıyla, genç
Cumhuriyet'in elit tabakasını Nazi ideolojisine sempati duymaya teşvik
etmişlerdir.
Bu günkü milliyetçilik
ülkücülük adın kullanarak siyasi parti ve particilik ya da siyaset yapanlar ile
bağlantısı var mı varsa nasıl diyerek yaptığım çalışmada karşıma “Önemsiz
Sayılmayacak” bilgiler çıktı;
Thule Cemiyeti ve Rudolf von
Sebottendorf’un Türkiye’deki faaliyetlerinin günümüz siyasi yapılarıyla
doğrudan, organik bir "kurumsal" bağı bulunmamaktadır. Ancak
ideolojik etkileşimler ve tarihsel süreçteki benzerlikler şu başlıklar altında
incelenebilir:
İdeolojik
Benzerlikler ve Temas Noktaları Bu yapılar arasındaki ilişki, doğrudan bir
emir-komuta zincirinden ziyade, "ortak kavramlar" ve "tarihsel
süreçteki geçişkenlikler" üzerinden okunur:
- Ezoterik ve Mitolojik
Sembolizm: Thule
Cemiyeti, Germen mitolojisini ve "kayıp kıta" gibi kavramları
siyasi bir kimlik inşasında kullanmıştır. Türkiye'deki bazı aşırı
milliyetçi yapılar da benzer şekilde Ergenekon, Bozkurt ve kadim Türk
mitolojisini , Mu kıtası veya İtbarak gibi konuları siyasi bir sembolizmle
birleştirmiştir.
- Antikomünizm Hattı: İkinci Dünya Savaşı
sonrası Soğuk Savaş döneminde, Nazi bakiyesi olan bazı
"Pan-Cermen" fikirler, CIA destekli "Gladio"
tipi yapılar aracılığıyla antikomünist bloktaki milliyetçi hareketlere
(Türkiye dahil) sızdırılmıştır.
Bu dönemde "ortak düşman Sovyetler" olduğu için, bazı milliyetçi figürlerin Nazi dönemi teorisyenlerinden etkilendiği görülür.
- Irk ve Kan Teorileri: Thule'nin savunduğu
"saf kan" ve "üstün ırk" teorileri, 1940'lı yıllarda
Türkiye'deki bazı Türkçü-Turancı yazarlar (Nihal Atsız gibi) üzerinde
kısmi bir entelektüel etki bırakmıştır.
Ancak Türkiye'deki ana akım ülkücü hareket, daha sonra "İslam-Türk Sentezi"ne yönelerek bu seküler ve pagan kökenli ırkçılıktan büyük oranda kopmuştur.
Siyasi
Partiler ve Kullanılan Yöntemler Günümüzde milliyetçilik ve ülkücülük adını kullanarak
siyaset yapan yapılar ile Thule tarzı örgütlenmeler arasındaki benzerlikler
daha çok "yöntemseldir:
- Sokak Gücü ve Milis
Yapılanma: Thule
Cemiyeti, Nazi Partisi'nin sokak gücü olan SA birliklerinin çekirdeğini
oluşturmuştur. Türkiye'de de bazı siyasi yapıların gençlik kolları veya
"ocak" sistemleri, disiplinli ve hiyerarşik yapıları
bakımından bu tarz bir "yarı askeri" teşkilatlanma modelini
andırabilmektedir.
- Seçkinci (Elitist)
Yaklaşım: Thule,
devleti perde arkasından yöneten "seçkinler" topluluğuna
inanıyordu. Günümüzde de "Derin Devlet" veya "Görünmez
İrade" gibi kavramlar üzerinden siyaset yapan bazı kliklerin, bu
tarz gizli cemiyet geleneklerinden beslendiği iddia edilir.
Thule Cemiyet'nin kurulmasından
bu yana Ezoterik ve Okültizm enerji reiki NLP ve benzeri uğraşların Türk
halkının aklına girmesi ve akım haline gelmesi de bu araştırmada karşıma çıktı.
Thule Cemiyeti'nin kuruluşu ile
günümüzdeki enerji çalışmaları, Reiki veya NLP gibi akımlar arasındaki bağlantını
araştırdığım da, doğrudan bir "kurumsal devamlılık “tan ziyade, yöntem
ve felsefi köken benzerliği üzerinden bazı bağlantılar buldum edilebilir. Bu
konudaki analizim de söyle:
Tarihsel ve
Felsefi Geçişkenlik Thule
Cemiyeti, "Ari ırkın kayıp gücünü" bulmak için okültizm ve
ezoterizme başvurmuştu.
Günümüzdeki birçok kişisel gelişim ve enerji akımı da temelde "insanın
içindeki kayıp potansiyeli veya enerjiyi açığa çıkarma" vaadiyle
hareket ederek topluma ulaşmakta. Buna bağlı olarak baktığımda
- Sebottendorf Faktörü: Thule’nin kurucusu Rudolf
von Sebottendorf, İstanbul'da bulunduğu dönemde tasavvuf ve Bektaşilikteki
"insan-ı kâmil" ve "batıni enerji"
kavramlarını kendi Aryan doktrinine devşirmiştir.
Bugün Türk halkının bir kısmının bu konulara yatkınlığı, coğrafyamızdaki kadim mistisizm kültürünün modern ve "Batılılaşmış" bir paketle (Reiki, Yoga, Kuantum düşünce) geri dönmesinden kaynaklandığını anlıyorum
- Toplum Mühendisliği: Thule gibi yapılar,
kitleleri rasyonel düşünceden uzaklaştırıp "mistik bir kurtuluşa"
yönlendirerek onları siyasi olarak mobilize etmiştir. Günümüzde NLP ve
benzeri yöntemlerin popülerleşmesi, bireyleri toplumsal sorunlardan ziyade
kendi iç dünyalarındaki "enerji tıkanıklıklarına" odaklayarak
bir nevi apolitikleştirme veya belirli kalıplara sokma aracı olarak
görülebilir.
Buna “bana dokunmayan bin yaşasın “gayet uygun bir durum diye fark ettim
Türk Halkının
Zihnine Giriş Kanalları Bu akımların
Türk halkı arasında yayılmasında üç ana etken öne çıkmaktadır:
- Geleneksel Mistisizmin
Modernleşmesi: Anadolu'daki
el verme, nefes ve şifa kültürünün yerini; daha "havalı" ve
"modern" görünen Reiki, Bioenerji ve NLP almıştır. İnsanlar
kadim alışkanlıklarını bu yeni etiketlerle devam ettirmektedir.
- Kriz Dönemleri ve Kaçış: Thule Cemiyeti,
Almanya’nın en ağır ekonomik ve siyasi kriz döneminde (1. Dünya Savaşı
sonrası) parlamıştır.
Benzer şekilde, ekonomik ve sosyal stres altındaki toplumlar, rasyonel çözümler yerine mucizevi şifalar veya hızlı zihinsel dönüşüm vaat eden NLP/Enerji tekniklerine daha kolay yönelirler.
- Bilimsel Maskeleme: Thule, ırkçılığı "antropoloji"
kılıfıyla sunuyordu. Bugünün akımları da genellikle "Kuantum"
veya "Nörobilim" gibi terimleri kullanarak kendilerine
bilimsel bir meşruiyet zemini yaratmaktadır.
Mu Kıtası ve kadim uygarlıklar
konusundaki araştırmalarımda, bu tarz ezoterik bilgilerin "saptırılmasına"
dair somut örneklerle karşılaştım. Özellikle de Sümer tarihinde bunun çok fazla
olduğunu söyleyebilirim
Sümer tarihi, gerçekten de bu
tür ezoterik saptırmaların en yoğun yaşandığı alanlardan biridir. Özellikle
Batı merkezli bazı akımlar, Sümer tabletlerindeki sembolizmleri kendi ideolojik
veya "antik astronot" teorilerine zemin hazırlamak için sıkça
manipüle etmektedir.
Araştırmalarımda rastladığım,
Sümer tarihinde ezoterik bilgilerin saptırıldığı başlıca noktalar şunlardır:
Anunnaki
Kavramının Çarpıtılması Sümer
mitolojisinde "gökten inenler" veya "asil soylu"
anlamlarına gelen Anunnaki kavramı, modern ezoterik çevreler tarafından
Sümerlerin gerçek inanç sisteminden koparılmıştır.
Orijinal metinlerde doğa olaylarını ve toplumsal düzeni temsil eden bu
figürler, günümüzde dünya dışı varlıklara veya "genetik mühendislik
yapan tanrılara" dönüştürülerek Mu ve Atlantis gibi kadim kökenlerle
hatalı bir şekilde bağlanmaktadır.
"Yaratılış"
Metinlerinin Manipülasyonu Enuma Eliş
ve Atrahasis destanlarında geçen insanın yaratılışı sahneleri, sembolik
anlatımlardan arındırılarak sanki modern bir laboratuvar operasyonuymuş gibi
sunulmaktadır.
Bu durum, kadim toplumların derin manevi öğretilerini basitleştirip "teknolojik
bir geçmiş" algısı yaratmak için kullanılmaktadır.
Sümer- Aryan
Bağlantısı İddiaları Thule
Cemiyeti gibi yapıların ideolojik mirasçıları, Sümerlerin dil yapısını
(eklemeli bir dil olması sebebiyle) veya yüksek medeniyet seviyesini, kendi
"üstün ırk" teorilerine temel yapmak istemişlerdir.
Sümerlerin aslında Orta Asya kökenli bir "Aryan" dalı olduğu
gibi bilimsel temeli olmayan iddialar, özellikle 20. yüzyılın başında ırkçı
ideolojileri beslemek için saptırılmıştır.
Semboller figürler
bazı çizimler özellikle asıl manası dışında kullanılmakta.
Güneş diski, kanatlı figürler veya "hayat ağacı" gibi
Sümerlerde evrensel döngüleri temsil eden semboller, okült yapılar tarafından
alınarak gizli birer "enerji anahtarı" veya "siyasi
aidiyet" simgesi haline getirilmiştir. Bu, halkın bu sembollere olan
kadim ilgisini kullanarak onları belirli bir düşünce kalıbına sokma yöntemidir.
Esenlikler dilerim
Uluç Levent ERTURHAN
18 Mart 2026
MU KITASINDAN ÇIKAN KADİM MEDENİYETLER
Satış Linki
https://www.turukyayincilik.com
Web Site Adresim
https://www.ulucleventerturhan.com
"Tarih ilimlerin bulduğu belgelere dayandıkça temelli olur tarihi belgelere dayanan milletlerdir ki kendi aslını bulur ve tanır işte bizim tarihimiz Türk tarihi bu ilim belgelerimize dayanır yeter ki bugünün aydın gençliği bu belgeleri aracısız tanısız ve tanıtsın."
Mareşal Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
Türk tarihi ile ilgili olarak yapmış olduğum araştırmalarda belli konulara odaklanmanın en büyük nedeni Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün bana gösterdiği araştırma izleridir. Onun Türk ırkına ve Türk tarihine bu derece sahip çıkması ve her zaman Türk milletinin tarihi değerlerine sahip çıkması beni her zaman derinden etkilemiştir.
Yaşamı boyunca geçmiş dönemdeki Türk'ün izlerini her fırsatta arayan ve bu araştırmalar için her türlü fedakârlığa katlanan büyük bir Türk lideridir. Şahsım adına ben atam, derken kalbim atam diye çarparak adını andığım Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün izinden ve verdiği görevlerden asla ayrılmam.
" MU KITASINDAN ÇIKAN KADİM MEDENİYETLER " adı ile yazdığım bu kitabımım konusunu araştırırken de bunu yapmaktayım.
Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk Sağlığının son derece kötüye gittiği süreçlerde dahi bunu sürdürmüş ve 70 bin yıllık geçmiş Türk tarihini araştırmak için büyük Çabalar sarf etmiştir.
Bunu yaparken de Türk tarihini, Türk Dil kökenini dünyaya sunmak için büyük fedakârlıklar ile yapmıştır. Ancak, Mu kıtası konusunda ki araştırmalarını ömrü yetse belki çok daha derinde götüreceğini düşündüğüm büyük liderim daha fazla ömrü yetmediği için, MU KITASININ araştırılması ile ilgili konuyu belli bir yerde noktalamıştır.
Bu kitabı yazmakta ki en öncelikli ve büyük nedenlerimden birisi de onun takip ettiği izlerden giderek Türk ırkının kökenlerini ve Türk kültürünü Dünya'ya duyurmaktır. İşte bu araştırmam sonucunda da Mu kıtasının gerçek koordinatları ve yerini de koloni çıkış izlerini de böylece bulmuş oldum.
Biraz sonra söyleyeceğim gibi biz Türkler için kadim Türk tarihinin de ne kadar önemli olduğunu, büyük liderimiz Atatürk'ün kullandığı birçok sözde bize bıraktığı birçok nasihatinde bize seslendiği görebiliyoruz.
BUNUN NE BÜYÜK ÖRNEĞİ DE ONUN TÜRK TARİH KURUMUNU KURMUŞ OLMASIDIR.
Mu kıtasından çıkan kadim medeniyetler kitabı sayfalarında üstü örtülerek derinlere atılan bilgileri okuyacaksınız.
Saygılarımla.
Esenlikler dilerim
Uluç Levent ERTURHAN

Yorumlar
Yorum Gönder